Zarife, dolabında ne kadar giysi varsa hepsini tek tek üstüne tutup aynada poz veriyor sonra da yüzünü ekşitip yatağa fırlatıyordu. Bir türlü ne giyeceğine karar veremiyordu; zaten nesi vardı ki? 'Ama olacak' diye düşündü hırsla, 'hem de çok yakında!'
Karanfil Hanım, odaya girer girmez çığlığı bastı; "kız, naparsın! Burası bit pazarıdır?"
"Ay, karışma be anne! Zaten üstüme geçirecek bir şey bulamadım!"
Şüpheli gözlerle kızını tetkik eden kadın, "ne vardır? Ekistiraya mı gidersin?" diye sordu ama ekstra iş demek, ekstra para demekti; o an değişip gülücükler atmaya başladı; "gübecikler mi atacak benim şugar kızım, memeler mi titrecek? Sipalileri tupur tupur tuplayıp da anasına mı verecek? Nerdedir kız bu ekistira? Yalnız gitmeyesin, a!"
"İş değil. Yani iş de, bildiğin cinsten değil."
Karanfil'in eller beline dayanmıştı bile. "U ne demek kız? Nasıl iştir bu?"
"İş işte. Sen anlamazsın."
Anında Roman tepesi atan kadın, koca cüssesiyle kızının üstüne atlayıp saçlarına yapıştı. "Senin saçını başını yularım, yelluuz! Küpek gibi direğe bağlarım! Kız, urta malımı ulcan, sürtük! Şurda uynamaycam diye avalar at, suunacıma git uruspuluk yap, a!"
Zarife, annesinin şerrinden kurtulmaya çalışırken bağırdı; "dur be, dur be, bi dur be kadın! Anlamadan dinlemeden kuduz gibi saldırma insana!"
Karanfil, nefes nefese kalmıştı. Yatağa oturup gözlerini kızına dikti. "De, anlat bakam u vakıt."
Zarife, fuşya renkli, dekoltesi derin elbisesini denerken aynadan annesine baktı; "büyük adamlarla büyük işler peşindeyim, anladın mı? Senin yüzünden geç kalacağım be, amaaan!"
"Ha, üyle desene kız! Pembeeee! Kız, Pembe!
Pembe, koşarak içeri girdi. Oyununu bırakmak zorunda kaldığı için hafiften bozuk çalıyordu. "Ne?"
"Kuşasın emen, Cazgır Naciye'den gıcır pabuçlarını alasın."
"Bana be! Ben gitmem!"
Karanfil, ayağından terliği çıkartıp torununa fırlatırken bas bas bağırdı; "kız almayayım ayağımın altına! Adeee!
"İstemem anne, var benim ayakkabım."
"Ama ununkisini gürmedin" dedi Karanfil, "pek afili, pek parlak.; büyle yanarlı dünerli" Yerinden kalkıp işbilir havada kızının yanına gitti. "Dur, anacın kendi elceğizleriyle süslesin kuzusunu, em süslesin em de püslesin."
"Eyvah!"
* * *
Hasan, restorana randevu saatinden on dakika önce gelmişti. Görevliye rezervasyon teyidini yaptırıp caddeye çıktı. Belli ki Zarife böyle yerlere alışık değildi, geldiğinde zor durumda kalmasını istemiyordu.
Zarife, annesinin elinden kendini kurtarır kurtarmaz aynaya bile bakamadan kendini önce evden, sonra da yoldan çevirdiği taksiye zor atmıştı. Heyecandan geberiyordu, karnına ağrılar girmişti. 'Saçmalıyorsun Zarife, kendine gel' diye çıkıştı kendine. 'Altı üstü adamın biriyle yemek yiyeceksin. N'oluyosun?' Sonra da için için güldü, 'ne olmuyorum ki!'
Hasan, kaldırıma yanaşan taksiye, şoföre para uzatan kadına baktı, sonra gözünü tekrar yola dikip sarı arabaları gözlemeye devam etti. Biraz sonra yanı başında ürkek bir ses "merhaba" dedi. Doğan, kadına döndü; "buyurun?"
"Tanımadınız mı? Benim. Zarife."
"Efendim!" Hasan şaşırmakta o kadar haklıydı ki! Siyah Gül gitmiş, yerine alacalı bulacalı, rengarenk ve hayli basit görünümlü bir yosma çıkagelmişti. Hele o saçlara ne demeliydi; sözüm ona tepesinde toplanmıştı ama yoluk yoluk yolunmuş tavuktan farkı yoktu. Hasan boş bulunup "ne oldu size böyle?" diye sordu ve anında yaptığı terbiyesizliği anlayıp "çok özür dilerim" dedi, "gerçekten çok özür dilerim. Çok şaşırdım da..."
Zarife'nin gözleri doldu, dudakları büzüldü. "Annemin marifeti" diye söylendi. "Engel olamadım. Çok da geç kalmıştım. Aynaya bile bakamadan çıktım evden. Çok mu berbat?"
Hasan, gülümseyerek başını salladı. "Ben hemen lavaboya gidip kendime çekidüzen vereyim. Olur değil mi?"
"Tabii olur" dedi Hasan, "kapısında beklerim sizi."
Hasan, onbeş dakika kadar bayanlar tuvaletinin önünde dikildi durdu ama değmişti. İçeri giren Zarife'yle çıkan arasında dağlar kadar fark vardı. Şimdi karşısında duran genç kadının üstünden zerafet, incelik, güzellik akıyordu. Tam da adına yakışır olmuştu. Hotoz saçlarını nasıl yaptıysa indirmiş ve ensesinde doğal bir şekilde toplayıvermişti. İki yanından zülüfler iniyordu. Makyajı neredeyse tamamen silinmiş, yüzünün oya gibi işlenmiş hatları ortaya çıkmıştı. Belli ki takı niyetine taktığı o at nalı gibi şeyler şimdi çantasındaydı. Öyle olunca da bedenini saran elbisesi, rengine ve dekoltesine rağmen çok güzel görünüyordu. Her şey harika, her şey güzeldi, tabii ayakkabılarına bakmamak şartıyla.
"Şimdi nasıl?" diye sordu Zarife, utanarak.
"Ne diyebilirim ki? Müthiş!"
"Böyle düşündüğünüze sevindim."
"Hadi, artık masamıza oturalım" dedi Hasan. "Acıktım. Siz?"
"Mmm... Hem de kurtlar gibi."
Masaya geçerken de, oturduktan sonra da Zarife, hayranlıkla etrafına, mekanın dekoruna baktı durdu.
"Ne yemek istersin Zarife? Mönüye bak istersen."
"Benim yerime de siz bakın... Şey, size nasıl hitap edeceğimi bilmediğim için zorlanıyorum. Daha adınızı bile bilmiyorum."
"Adım mı? Doğru ya... Çok haklısın. Adım, Hasan."
Zarife, masanın üstünden elini uzattı. "Memnun oldum Hasan Bey. Ben de Zarife." Gülüşerek tokalaştılar. Kızın elini bırakmadan "senden bir ricam olacak" dedi Hasan, "lütfen sizli bizli, hanımlı beyli konuşmayı bırakalım."
Zarife, elini usulca çekerken "tamam" dedi, "sen nasıl istersen, Hasan."
"Hah! İşte böyle! A, Hasan dedin?"
"Ne diyecektim ki? Adın Hasan değil mi?"
"Asan! Asan! H harfini söylemezsiniz ki siz."
"Ben söylerim" dedi Zarife. Bozulmuştu.
"Yanlış anlama" diye atıldı genç adam, "Romanların konuşmalarına bayılırım aslında. Benim söylemek istediğim, senin onlardan çok farklı oluşun; dilin, rengin, davranışın."
"Öyle... Yemekleri söyleyelim mi? Hani çok acıkmıştınız?"
Masanın az ötesindeki geniş sütunun arkasındaki masalardan birinde oturan çift, alkolün de etkisiyle iyice yakınlaşmışlardı. Adam, çatalına aldığı yemeği kadının ağzına verirken kendinden geçiyor, kadın lokmalarını sevişir gibi çiğniyordu. "Hadi, gideliiim..." diye sırnaştı kadın adama.
"Seni gidi seniii... Azıcık sabret güzelim. Yemeğimiz bitmedi daha."
"Bana ne, bana ne!.. Ekrem, çok sıkıştıım; tuvalete götür beniii."
"Emrin olur sultanım."
Yerlerinden kalkıp masaların arasından geçerlerken Ekrem, Zarife'yi görünce apışıp kaldı. 'Ne işi var bunun burada?" Yanındaki sarışın, bıyıklı adamı süzerken, bir an bakışları karşılaştı. 'Bu da kim?' diye sordu kendi kendine. Zarife'ye görünmemeye çalışarak sevgilisini tuvalete götürdü. Kadın içeri girer girmez de kapı önüne çıkıp cep telefonunu tuşladı.
"Alo? Kız, bir adamla burada. Evet. Biz çıkıyoruz. Sakın gözden kaçırmayın. Takip edin ve hemen bana haber verin."
Telefonu kapatıp içeri girdi. Hesabı ödedi. Sevgilisi tuvaletten çıkınca "hâlâ bir an önce eve gitmek istiyor musun?" diye yılışarak sordu.
"Eveeet...."
"Masada bir şeyin kaldı mı?"
"I ıh."
"Hadi o zaman."
Kadın, Ekrem'e cilveli cilveli baktı, "hadi" dedi, boğuk bir sesle.
Zarife, yemek yerken Hasan'ı gözlüyor, o ne yaparsa onu yapıyordu. Hasan, lokmasını yuttuktan sonra, "gece olanlar için çok özür dilerim Zarife ama gerçekten kötü bir niyetim yoktu" dedi. "Hani öyle zorlandığını görünce... Ne yalan söyleyeyim, üzüldüm..."
"Teşekkür ederim. Aslında ben dansı bıraktım. Gündüzleri bir fabrikada çalışıyorum."
"Öyle mi? Çok güzel. Ne fabrikası?"
"Tekstil, konfeksiyon."
"Remayözcü müsün? Ne demekse?" Gülüştüler. 'Ne güzel gülüyor' diye düşündü Zarife. "Hayır. Patronun sağ koluyum. Yerim sağlam yani."
"Ooo... Kutlarım."
"E, sen ne iş yapıyorsun?"
"Ben? Ben... kaptanım."
"Kaptan mı? Sahi mi diyorsun?" Hasan'ı bir güzel süzerken, "ay," dedi, "sana o kıyafet ne de yakışıyordur! Bir gün görürüm değil mi?"
"Tabii."
"Peki, kaptanların her limanda bir sevgilisi olduğu doğru mu? Senin de var mı?" Cevabı içi ezilerek bekledi.
"Yok canım, uydurma şeyler onlar, safsata. Yani... benim yok."
Zarife, Hasan'a gülümserken içinden Allah'a şükredip duruyordu. Kızının babasından sonra yüreğini pır pır ettiren ilk erkekti karşısındaki. 'İnşallah da sonuncusu olur Allah'ım' dedi, umutlarının fos çıkacağından neredeyse emin olarak. Öte yandan Hasan'ın da sormak, öğrenmek istedikleri vardı ama az önce Zarife lafı ağzına tıkayıverince, ilk buluşmada fazla bir şey öğrenemeyeceğini anlamıştı. Arada ağzından laf almaya çalıştı. Zarife, çok zeki bir kadındı; oltaya gelmiyordu.
Restorandan çıkınca kahya, Hasan'ın otomobilini getirdi; pırıl pırıl bir Mini Cooper şereflendirmesi için önünde duruyordu. İşte bu, Zarife'nin hiç beklemediği bir şeydi, çok şaşırdı. Nedense onun arabası olacağı, hem de böyle kıyağından olacağı aklına gelmemişti. Hem hoşuna gitmiş, hem de tedirgin olmuştu. Hem zengin, hem yakışıklı, hem iş güç sahibi bu genç adamın ilgisinin ardında bir şeyler mi vardı? 'Yok canım' dedi sonra da, 'zorla dans ettiriliyorum diye yardımcı olmaya çalıştı adam. E, ben de hayır dedim. Peki madem, o zaman ne demeye, paşa gönlün bilir, demedi de yemeğe çıkarttı beni? Anlamadın mı salak Zarife, belli ki gönlü kaymış sana işte! Aşk bu; ota da, boka da!'
"Neden sustun?"
"Hı? Hiç... Düşünüyordum."
"Sakıncası yoksa ne düşündüğünü sorabilir miyim?"
"Sen sorarsın da.... ben cevap vermem."
"Amma da gizemlisin." Gerçekten de öyle düşünüyordu; bu kızın gizlediği bir şeyleri, ikircikli bir yanı vardı sanki. Böyle düşünmesine yol açan başka bir şey daha vardı; yola çıktıklarından bu yana takip edildiklerini fark etmişti. Kıza bir şey demedi.
Tekrar görüşeceklerini ve kendisini arayacağını, onu da çekinmeden istediği zaman arayabileceğini söyleyerek Zarife'yi sokağın başında bıraktı. Ne öpmeye yeltendi, ne de romantik bir laf etti. Bu durum, Zarife'de hayal kırıklığı yaratmıştı ama yine görüşeceklerini söylemişti işte; daha ne desindi adam.
Hasan, genç kadını evine bıraktıktan sonra gaza bastı. Takip eden araba görünürde yoktu. 'Ne yani' diye sordu kendi kendine, 'Siyah Gül'ü mü izliyorlardı? Ne işleri olabilir ki onunla?' Yine de gözü aynadaydı. Arada bir uzakta aynı arabaya benzer otomobilin seyrettiğini görüyordu ama bakalım o muydu? Yine de tedbiri elden bırakmadı ve sahilde parkederek evine yürüyerek gitti. Evi caddeye paralel ikinci sokaktaydı ve İstanbul'un yedi tepesinden birinin yamacında olduğundan eskilerin deyişiyle leb-i deryaydı. Salona geçer geçmez ilk işi arabasına bakmak oldu. O sırada bir Range Rover, Mini Cooper'in hizasında yavaşladı, biraz durdu ve tekrar hareket edip gözden yitti.