Ekrem, soluk soluğa kalmıştı. Teri, altındaki bedeni damla damla yıkıyordu adeta. Kendini kadının üstünden yatağa attı, gözlerini kapatıp kalp atışının normale dönmesini bekledi.
"Bir şey ister misin canım?"
"Soğuk bir şeyler getir."
"Oldu." Kadın, terli bedenine ipek sabahlığını geçirip odadan çıktı.
Ekrem'in içi kayar gibi oldu ama uyumamalıydı; eve gitmesi gerekiyordu. Bu akşam iş yemeğindeydi, seyahatte değil. O sırada cep telefonu çalınca 'eyvah! Hanım!' diye düşündü bir an. Ama hayır, o değildi. Beklediği telefon gelmişti nihayet. "Alo? Hah! Anlat.... Ne! Sulukule mi? Allah Allah.. Enteresan. Adam? Araba kiralık mıymış? Kimin adına kiralanmış? O da kim? Araştırın. Bak, şimdi beni iyi dinle."
|
|
|
Sulukule'de el ayak çekilmişti. Kiminin horultusu mahalleyi sararken kimi hayalinde ünlü oluyor, sipaliye sipali demiyordu. Ötekisi televizyonda gördüğü, adını bilmediği ülkelerde krallara, kraliçelere, büyük barolara dans ediyor; okyanuslar aşıyor, her yeri görüyor, herkesi tanıyordu. Hepsinin kendine göre hayali vardı ama umut dersen, işte o yoktu.
|
Hasan, şaşırarak sesin geldiği tarafa baktı. Esmer dansçıyı görünce şaşkınlığı bir kat daha arttı. Kız, cilveli cilveli, parmağıyla gel gel ederek yanına çağırıyordu. Hasan, hızlı hızlı başını iki yana salladı.
"A be gelesin, mısır koçanı!"
Hasan, kıza ayıplarcasına bakıp arkasını döndü.
"A be dingil, sanarsın sana bayıldım! Napayım be senin gibi pençeleri törpülüyü!"
Bu sırada Hasan'ın yanına geldi. Alçak sesle sordu, "Zarife'ye yangınlandın?"
|
|
|
|
|
Çalıştığı şirkette dönen dolapları ortaya çıkardığı için iftira atılarak işinden olan Doğan, intikam yemini eder. Baba gibi gördüğü Sami Bey, engellemek istese de başaramaz. Ve olaylar gelişir. Aşkı bulur Doğan, söyleyemez. Hayatın tadını alır, yaşayamaz.Okuyun... Seveceksiniz.: Bu romanımı Sulukule sakinlerine, yerinden edilen Roman vatandaşlarımıza adıyorum.İyi okumalar.
|